Yıkım Sürecinde Gizli Tehlike: Asbest ve Sağlık Riskleri
Uzmanlar, Türkiye’deki eski binaların yıkımı sırasında ortaya çıkan asbestin, ilerleyen yıllarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu. Türk Toraks Derneği Mesleksel Akciğer Hastalıkları Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Özlem Kar Kurt, asbestin doğada bulunan, mikroskobik lifli yapısıyla solunum yoluyla vücuda girebildiğini ve bu durumun ağır sağlık sorunlarına neden olabileceğini ifade etti. Asbestin, yüksek ısı yalıtımı ve izolasyon özellikleri nedeniyle geçmişte inşaat sektöründe yaygın bir şekilde kullanıldığını belirten Kurt, sağlığa verdiği zararların anlaşılmasıyla birlikte bu maddenin kullanımının azaldığını vurguladı. Dünya genelinde 50’den fazla ülkede yasaklanan asbestin Türkiye’deki kısıtlamalarının 2004 yılında başladığını ve 2011 itibarıyla tamamen yasaklandığını hatırlattı.
Asbestin insan sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Doç. Dr. Kurt, bu mineralin solunum yoluyla giriş yaptığında ilk olarak akciğerleri hedef aldığını belirtti. Asbest lifleri, akciğer dokusuna ya da akciğer zarına sızarak akciğer kanseri ve mezotelyoma gibi ciddi hastalıklara yol açabiliyor. Ayrıca asbestozis olarak bilinen, akciğer sertleşmesi ile birlikte akciğer zarında sıvı birikimi ve kalınlaşma gibi sorunlar da bu maddeye maruz kalan bireylerde görülebiliyor. Bu etkilerin hastalık olarak teşhis edilmesi, genellikle maruziyetten 20 ila 40 yıl sonra gerçekleşiyor. Özellikle 2000 yılından önce inşa edilen binaların yüksek risk taşıdığına dikkat çeken Kurt, kentsel dönüşüm öncesinde Dünya Sağlık Örgütü standartlarında analizlerin yapılmasının şart olduğunu vurguladı. Yıkım sırasında tozun yayılmasını önlemek için ıslatma teknikleri veya kapalı bariyerlerin kullanılmasının önemine işaret eden Kurt, vatandaşların yıkım alanlarından uzak durmaları ve pencerelerini kapalı tutarak koruyucu maske takmaları gerektiğini belirtti.
Asbest maruziyetinin semptomlarının çok geç ortaya çıktığını ifade eden Kurt, “Bu madde solunduğunda akciğerlerde sessizce kalabiliyor. İlk başlarda belirtiler yok. Ancak hastalık ortaya çıkmaya başladığında, yıllar içinde akciğerle ilgili belirtiler daha fazla görülmeye başlıyor. Hastalar, nefes darlığı, öksürük, göğüs ve sırt ağrısı gibi şikayetlerle başvurabiliyorlar. Kanser durumunda ise kilo kaybı ve balgamda kan görülmesi gibi durumlar ekleniyor. Bu belirtiler ortaya çıktığında mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.” dedi. Ayrıca Anadolu’nun bazı bölgelerinde ev sıvalarında kullanılan “ak toprak” karışımının asbest içerebileceği uyarısında bulunan Kurt, Kapadokya’daki bazı köylerde bu nedenle akciğer zarı kanseri vakalarının yoğun olarak görüldüğünü hatırlattı.
Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Çallı, asbestin doğada yok olmadığını ve rüzgarla kilometrelerce uzaklara taşınabileceğini vurguladı. Yapı malzemelerinde, özellikle “eternit” çatı sistemlerinde yoğun asbest bulunduğunu belirten Çallı, 1990 öncesi binaların yıkımının büyük bir çevre sorunu oluşturduğunu belirtti. Asbestli malzemelerin sağlam olduğu sürece tehlike arz etmediğini ancak bu maddelerin kırılması ve parçalanması durumunun ciddi riskler taşıdığını ifade etti. Yıkım sırasında açığa çıkan liflerin mikro boyutta olduğu için havada asılı kalabileceğini ve rüzgarla uzaklara taşınabileceğini söyledi.