Antik Çağ’da yasama organı olarak meclis ve meclis binaları

Akın Ersoy*

Yunanistan’da, Demir Çağ’ın başında şehir devletleri şeklinde oluşan siyasi ve politik yapı, tarihsel süreç içinde krallıktan oligarşiye, oradan tiranlık yönetimine evrilirken o veya bu nedenle ama her defasında iktidarların akillerinden oluşan bir meclis tarafından destek gördü. Kralların “Danışma/Yaşlılar/Gerusia Meclisi”, MÖ 5. yüzyılda Atina’da Kent Meclisi ve Halk Meclisi’ne dönüştü. Halkın daha fazla yönetime katılma talebinin karşılık bulduğu ve ortak akıl ile ortak çözümlere ulaşmada etkin bir yöntem sunan meclisler, Atina, Sparta, Korinth, Megara gibi kentlerin Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de kurduğu koloni kentlerinde de benimsendi. Yasama organı olan meclisler, ilerleyen süreçte, merkezi otorite nedeniyle Hellenistik ve Roma kentlerinde ulusal düzeyde yetkilerini kaybetseler de yerelde kalıcı oldular.

Küçük bir köyden yola çıkarak bir imparatorluk başkenti haline gelen Roma kenti de Yunan şehir devletleri gibi benzer bir siyasi ve politik süreç geçirdi. Geleneklere göre MÖ 753 yılında kurulan Roma’da, başlangıçta krala bağlı görev yapan “Yaşlılar Meclisi” vardı. Roma’nın MÖ 509’da tiranlardan kurtulmasının ardından tesis edilen Cumhuriyet rejimi ve ardından MÖ 27 tarihi ile başlayan imparatorluk sürecinde, artık kent devleti olmanın ötesine geçen devletin yasama organı Senato adıyla bilinen, her şeye rağmen güçlü bir meclis bulunuyordu.

MECLİSLERİN ÇIKIŞ NOKTASI

Atina ve Roma örneklerinde olduğu gibi aslında meclislerin başlangıçtaki çıkış noktası kent ve çevresindeki kabilelerin şeflerini bir araya getirmekten ibaretti. Bu haliyle de günümüz seçimli demokrasilerinden farklıydılar. Soya dayalı anlayışa sahip üyeler meclis çatısı altında yasama organını oluşturdular.

Kabilelere mensup Boule olarak adlandırılan meclis üyelerinin toplanma mekanları olan kent meclisleri, Yunan kültür coğrafyasındaki kentlerde bouleuterion, Roma kültür coğrafyasında ise curia olarak bilinir. Bu toplantı yapıları antik kentlerin meydanları olan agoraların/forumların bir kenarında yer alıyorlardı. Klasik Dönem kentlerinde agora ve forumlar kentlerin idari, adli, hukuki, siyasi, kültürel, sosyal ve ticari merkezi olan meydanlardı. Bu nedenle meclis binaları da MÖ 6. yüzyıldan itibaren agoraların yakınında inşa edildi. Giderek kutsanmış mekanlar haline gelen meclisler, vatandaşların “adalete ve demokrasiye” olan bağlılığının ve kentin bağımsızlığının simgesi olarak görüldüler.

Köy meydanından başlayarak, kentleşme ile birlikte kent meydanına dönüşen ve “toplanılan yer” anlamına gelen agoralar kent sakinlerinin çeşitli nedenlerle gittikleri ve doğal olarak bir araya geldikleri yerlerdi. Festivallere, atletik yarışmalara, temsillere, dini ve resmi bayramlara ve benzer her çeşit etkinliğe, hatiplere mekan olan agoralar tiyatroların, gymnasionların, stadionlar gibi kamu yapılarının inşası ile bu etkinliklerin önemli bir bölümünü bu yapılara bıraktı. Agoralar giderek ve daha çok siyasi, idari, hukuki ve ticari etkinliklerin yoğunlaştığı meydanlar haline gelseler de kaybettiklerinin ruhunu da her şeye rağmen taşımaya devam ettiler.

Başlangıçta meclis toplantıları için kentlerin meydanları olan agoralar kullanılıyordu. Halk Meclisi, Ekklesiastes, kalabalıkların bulunduğu agorada “iple çevrilerek sınırlanmış yer” anlamına gelen periskhonismada toplanıyordu. Ancak agoraların pek çok etkinliğe ev sahipliği yapmasının getirdiği karmaşa, kentin nüfusunun giderek artması, konuşmacı ile göz teması kurmanın güçlüğü ve sesinin iyi duyulamaması, rahatsız edici iklim koşulları ile kent halkını uzun süren toplantılarda bir arada tutmanın zorluğu karşısında, meclis üyeleri agoraların kalabalığından uzak bir açık alanda toplanmaya başladılar. Atina’da kent meclisi üyelerinin Ares Tepesi’nde (Areopagos), Halk Meclisi’nin ise Pnyx Tepesi’nin yamacındaki açık alanda toplanması bu duruma örnektir. Büyük kalabalıkları bir arada toplayacak, düzenlenmiş açık ve kapalı mekanların henüz inşa edilmediği MÖ 6. yüzyıl ve öncesinde, tiyatro ve stadionlar için ayrılan açık alanlar da toplantılar için kullanılabiliyordu. Hatta tiyatroların kökeninin bu tür halk toplantılarının yapıldığı yerlerde geliştiği de öne sürülür. MÖ 6. ve 5. yüzyıllarda, başlangıçta toprak yamaçlardan ibaret tiyatro ve stadionların oturma alanları bir süre sonra yerini ahşap basamaklara bıraktı. Bu yapılar ancak MÖ 4. yüzyıldan itibaren taş yapılara dönüşecekti. Halk Meclisi toplantılarına seçme ve seçilme hakkı olan her vatandaş katılıyordu. Atina’daki Pnyx Tepesi’nin yamacı, ilki MÖ 6. yüzyılın sonuna, ikincisi 5. yüzyılın sonuna ve son evresi 4. yüzyıla ait olan üç evreli bir açık alan toplantı yeri olarak düzenlenmişti. Son evrede Pynx Tepesi’nin yamacı ahşap oturma sıraları ile daha nitelikli hale getirilmişti.

Atina’da Halk Meclisi toplantılarının yapıldığı Pnyx Tepesi

Dönemin inşa teknikleri, özellikle Halk Meclisi gibi çok sayıda insanın sığabileceği bir bina inşa edilmesine çok da izin vermiyordu. Kemer, tonoz ama özellikle mimaride kubbe tekniğinin gelişmesi ve giderek kullanımın yaygınlaşması ile bu sorun ancak Roma döneminde tamamen çözülebildi. Bu erken zamanlarda, sütun ormanını andıran çok sayıda sütun ile çatısı taşınan yapılar ancak inşa edilebilmekteydi. Bu özelliklere sahip üstü kapalı toplantı yapılarını MÖ 6. yüzyılın sonundan itibaren görebiliyoruz. Bilinen bu birkaç yapıdan biri Atina yakınında Eleusis’te inşa edilen Telesterion idi. MÖ 6. yüzyılda inşa edilen ve gizemli Demeter ile Persephone kültüne bağlı inanç sahipleri tarafından tapınma mekanı olarak kullanılan Telesterion, Perslerin MÖ 480’de yaptığı tahribat sonrasında iki kez daha yeniden inşa edilmiştir.

Megalopolis’deki Tersilion ve tiyatronun görünüşü

Bir diğer örnek Yunanistan’da Arkadia bölgesi kentlerinin federal merkezi olan Megalopolis kentindeki Thersilion idi. Federasyon üyelerinin bir araya geldiği bu bina MÖ 4. yüzyılın başında inşa
edilmişti. Yapının merkezinden duvarlara doğru ışınsal olarak yerleştirilen çok sayıda sütun tarafından taşınan çatısı altında, altı ile on bin kişiye ev sahipliği yaptığı öne sürülür. Yapı sütunlar arasında düzenlenmiş ahşap oturma basamaklarına sahipti. Yapının hemen bitişiğinde kentin tiyatrosu yer alıyordu. Tiyatroda yapılan Halk Meclisi toplantıları iklim koşullarının uygun olmadığı yağmur ve soğuklarda Thersilion’da yapılmaktaydı.

ATİNA’DA GELİR ADALETSİZLİĞİ VE TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK

Ege coğrafyasında şehir devletlerinin önce krallık, sonrasında oligarşi ile yönetildiği zamanlarda, toprak sahipleri ve değişik nedenlerle zenginleşen dar bir grup ile halkın diğer toplumsal katmanları arasında her alanda yaşanan çekişme toplumsal huzursuzluk yaratıyordu. Aristoteles ve diğer antik kaynakların aktardığına göre değişik nedenlerle ama daha çok geçim sıkıntısı nedeniyle borçlanan tarım kesimi, elindeki toprağı zengin toprak sahiplerine borçları karşılığında vererek elden çıkarmak zorunda kalmışlardı. Bu kadarla da kalmamış, kendi topraklarında kiracı durumuna düşen bu kesim, ürettiklerinin altıda beşini toprak sahibine kira olarak ödemişti. Ürettiklerinden kalan altıda biri ile elde ettikleri gelir ne olursa olsun tarım kesiminin hayatlarını idame ettirmekten uzaktı. Bu kiracılara bu nedenle Aristoteles’in söylemiyle “Altıda Bir Kiracı” deniyordu ve tüm Atina birkaç kişinin elinde idi. Giderek yoksullaşan bu kesim çaresizlik içinde en sonunda köle olarak bedenlerini satmak durumunda kalmıştı. Atina gibi dönemin kıyı kentlerindeki bir diğer toplumsal kesimi ise denizden gelir sağlayan tüccar, gemici, gemi inşacısı, balıkçı ve bunlarla ilgili meslek grupları oluşturuyordu.

Sözü edilen tarım çalışanları, köylüler ve denizcilikle ilgili meslek gruplarının Atina devletinin gelirlerinden yeterince pay alamaması toplumsal huzursuzluğa yol açıyordu. Atinalı devlet insanları Drakon ve Solon tarafından hazırlanan Atina’nın ikinci ve üçüncü anayasaları da yaşanan gelir adaletsizliği ve toplumsal eşitsizliğe çare olmadı. Aristoteles’ten öğrendiğimize göre, Atina’da orta gelir grubunu temsil eden ve denizden geçinen Paraliler, kırda çiftlikleri bulunan oligarşi taraftarlarının bir araya geldiği Pediaklar ile en düşük gelir grubunu oluşturan Diakriler adı verilen “partiler” vardı. Diakrilerin desteğini alan Peisistratos’un ve sonrasında oğulları Hipparkhos ve Hippias’ın Atina’da tiran olarak başa geçtikleri süreçte de huzursuzluk sona ermedi. Tiranlık zamanında, MÖ 8. yüzyıldan itibaren Atina’nın yönetiminde etkin olan ve Ares Tepesi’ndeki açık alanda toplandığı için Areopagos olarak adlandırılan Atina Meclisi, 400 üyesi ile yönetime destek vermişti. Tiranlık yönetiminin sona ermesinin ardından bu kez halkın büyük kısmının desteğini alan Kleisthenes, MÖ 508-507 yılında yeni bir anayasa hazırladı. Yeni anayasa ile Atina’yı on kabileye veya bir başka deyişle seçim bölgesine ayırıp kutuplaşmış tarafları karıştırarak daha çok kişinin kent yönetimine katılması amaçlanmıştı. Böylece her seçim bölgesinden ellişer kişinin Areopagos Meclisi’ne girmesi hedeflenmiş, meclis üye sayısı 500 üyeye çıkarılmıştı.

“500’ler Meclisi” olarak da adlandırılan yeni meclis belki ilk kez Ares Tepesi’ndeki açık toplantı alanı yerine artık agorada inşa edilen meclis yapısında toplanmaya başladı.

Onun hemen yanında ise meclis üyeleri arasından seçilen ve devletin yürütme organı gibi görev yapan Prytanis’lerin görev aldığı Prytaneion (Tholos) vardı. Krallıktan tiranlığa yönetimlerin simge
mekanı Atina Akropolü idi. Akropol kentin ortasında yer alan, üzerinde resmi yapıların ve kalenin bulunduğu kayalık bir yükselti idi. Siyaseten eskinin simge mekanı akropolisin devre dışı kalması ile “halkın” odaklandığı, kentin hem merkezi hem de meydanı olan agora öne çıkmıştı. Meclis, Atina’nın yönetilmesinden ve politik gündeminden hiç düşmedi. Örneğin Pers Savaşları’nın zorlu yıllarında para bularak Atina’nın askeri altyapısını ayakta tutan meclis, savaştan zaferle çıkılmasında önemli rol oynadığından, hazırlanan altıncı anayasa çerçevesinde kentin yönetimini doğrudan ele almıştı.

Aristoteles’in zamanına gelindiğinde Atina anayasası on birinci kez yazılmıştı. Aristoteles’in anlattığına göre kendi zamanında her kabileden yani on seçim bölgesinden, kura sonucunda seçilmiş ellişer kişiden oluşan beş yüz üyeli bir meclis bulunuyordu. Meclis üyeleri içinden seçilen on Prytanis, masrafları devlet tarafından karşılanan Atina Agorası’nda Prytaneion’da görev yapıyorlar; meclisin ve Halk Meclisi’nin toplantı tarihleri ve benzer işlerle ilişkili olarak toplantıların gündemini belirliyorlardı. Aristoteles zamanındaki meclis üyeleri, eski meclis binası ile Prytaneion’un hemen yakınında, Peloponnesos Savaşları sonrasında inşa edilen yeni bir meclis binasında toplanıyordu. Prytanislerin kendi aralarında kurayla seçtikleri Epistates adı verilen bir başkanları olurdu. Başkan devlet hazinesinin anahtarına ve devlet mührüne sahip çıkardı. Başkan ve Prytanların üçte birinin, her gün devletin resmî bürosu olan Prytaneion’da mesai yapmaları gerekirdi. Her ay için bir Prytanis’in başkan seçildiği bu sistemde bazı özel günler dışında her ay dört toplantı yapılıyordu.

Atinalı devlet insanı Themistokles oylama sonrası sürgüne gönderildiğinde Pers Kralı Artakserkses’in huzuruna çıkmıştı. Kral ona toprak bağışladı.

MECLİSİN YETKİLERİ

Aristoteles’ten öğrendiğimize göre, Atina meclisinde kentin yiyecek stoklarından vatan savunmasına, devlet için görev yapanların görevlerini suistimal edip etmediklerine kadar devlet ile ilgili her konu görüşülür ve karar alınırdı. El kaldırma yöntemiyle oylamalara katılan meclis üyelerinin özellikle akçeli işlerle ilgilenen devlet görevlilerini sorgulama ve suçlama hakkı vardı. Bununla beraber suçlananların mahkemelere başvurup aklanma hakları da bulunuyordu. Meclis, vatan hainliği ile suçlananların sürgüne gönderilip gönderilmeyeceğine karar verilebiliyordu. Örneğin meclis adına Pers Savaşları sırasında görev yapan Atinalı lider Themistokles Perslerle iş birliği yaptığı iddiası ile suçlanınca, Halk Meclisi üyeleri tarafından suçlanan kişinin adı seramik parçalara kazınarak yapılan oylama (ostrakismos) ile sürgüne gönderilmişti.

Pers Savaşları sırasında görev yapan bu önemli devlet insanı bir daha asla yurduna dönemeyecek, ancak cenazesi akrabaları tarafından Atina’ya getirilebilecekti. Themistokles’in ardıllarından Kimon da aynı meclis tarafından sürgüne gönderilmişti. Bazı meclis toplantılarında Prytanislere verilen vatandaş dilekçeleri ve devletler arası resmi mektuplar okunur, bazı toplantılar ise sadece konuşmacılara açık olurdu. Bu tür toplantılarda eline zeytin dalı alan herkes, zeytin dalını yere bırakıp meclis önünde konuşabilirdi.

Atina denizaşırı coğrafyalarda koloni kentleri olan ve uluslararası ticaret yapan bir liman kenti olarak önemli bir ticaret ve savaş filosuna sahipti. Bu nedenle tersanelerin işler durumda olması, savaş gemilerinin inşa edilmesi ve silahlandırılması için önemli bütçeler ayırmak zorundaydı. Bu önemli konuda meclis üyelerinden oluşan on kişilik bir komisyon o yıl için planlanan işlerin yapılıp yapılmadığını denetler hem kara hem deniz kuvvetlerinin komuta kademesine atamalar yapardı. Meclis, komisyonları aracılığıyla bütün devlet binalarını denetler, yeni yapılmakta olan inşaatlarda yolsuzluk yapılmasını engellemeye çalışırdı. Saptanan yolsuzluklar meclise sunulduktan sonra halka duyurulur ve ardından mahkemeye sevk edilirdi.

Diğer yandan meclis görevlendirdiği memurlar eliyle kentin savunma bütçesi, dini bayramların giderleri ve verilecek ödüllere ilişkin bütçeleri belirler, tapınakların onarımları ile ilgilenir, engelli vatandaşlara maddi destek sağlar, devletin kasası durumundaki Athena Tapınağı’nın hazinesini denetlerdi. Meclis, devlet memurları aracılığıyla devlet arazilerinin ve madenlerin satışa çıkarılması veya kiralanması, işletilmesi, sahipsiz taşınmazlar ile borçlu veya mahkeme kararlarıyla malına el konulan kişilere ait malların satışa çıkarılması, devlet kasasından faizle para verilmesi, tahsil edilmesi ve mevduat toplama yetkisine sahipti.

Memurlardan Astynomos’lar kentin çöp, temizlik ve imar işleri, sokaklarda ölenleri kaldırma ve defin işleri ile, Agoranomos’lar çarşı-pazarda satılan her türlü ürünün kalitesi ile, Sitonomos’lar tahıl ve ekmeğin kalitesi, fiyatları ve depolanması ile yakından ilgilenir, Metronomos’lar satıcıların kullandıkları her türlü ağırlık ve uzunluk ölçülerini kontrol ederdi. Meclis komisyonlarının üyeleri ve devlet memurları her kabileden veya her seçim bölgesinden bir kişi olmak üzere on kişiden oluşurdu ve bir yıl için atanırlardı. Mümkün olduğunca bir kişinin bir daha aynı görevi yapması istenmezdi.

Meclis binalarının uzantısı ve yürütme makamı olan Prytaneionlar, bir zamanlar kutsal sayılan kralın evi ve evin ortasındaki ocak ile eş tutulurdu. Ocak sözcüğü, mecaz anlamlar yüklenerek ateşin yandığı yer olan “ev” ile eşlenirken, ateş de evin içindeki hayattır. Kralın evi ayrıca tapınaklara da örnek olmuş; ocakları sunağa dönüşmüştür. Tanrıları insan gibi gören, bu nedenle ona ev olarak tapınak inşa eden Yunan düşüncesinde sıradan vatandaşların evleri ve ocakları da kutsal idi. Prytaneion’da yanan ateş ve ocak aslında kentin ateşi ve ocağı idi. Ocak ve ateş Tanrıça Hestia ile kişileştirilmişti. Ocak ve ateşe yönelik anlam yüklemeleri ve kişileştirmeler başka kültürlerde de karşımıza çıkar. Romalılarda Lares ve daha üst bir kimlik olarak Vesta, Tanrıça Hestia ile bir tutulur. Tanrıçanın ocağı ve ateşi Prytaneion’da, tanrıçanın ateş sunağı ise meclis binalarının ortasında yer alırdı.

MÖ 6. yüzyıla kadar giden ve Bouleuterion olarak adlandırılan üstü kapalı yapılara, ilk olarak içlerinde kehanet merkezleri de olan kutsal alanlarda rastlanmıştır. Bunlar Yunanistan’da Delos ve Delphi’deki Apollon Kutsal Alanları ile Tanrı Zeus’a adanan olimpiyatların düzenlendiği Olympia Zeus Kutsal Alanı’dır. Buralardaki mekanlar, bu kutsal alanlarda gerçekleştirilen dini bayram veya etkinliklerin organizasyonunu yapan, çoğu tapınak görevlilerinden oluşan festival görevlileri tarafından kullanılmaktaydı. Dörtgen planlı bu mekanlar uzun merkezi aksı üzerinde ahşap sütunların bulunduğu kapalı mekanlardı.

YARIM DAİRE MODELİNİN UYGULANMASI

Siyasi ve idari kimlikleri açısından meclis binalarının bilinen ilk örneği, MÖ 6. yüzyılın sonu 5. yüzyılın başında Atina’da inşa edilen, Eski Atina Bouleuterionu olarak bilinen yapıdır. Meclis binası bir giriş/kulis mekanı ile toplantı salonundan oluşan kare planlı bir yapıydı. Dört eğimli çatısı ahşap direklerle taşınıyordu. Dikdörtgen planlı giriş/kulis mekanından iki kapı ile toplantı salonuna girilmekteydi. Toplantı salonunun üç duvarı boyunca sıralanmış U planlı 700 kadar meclis üyesi kapasitesine sahip ahşap oturma sıraları vardı. Aslında bu model küçük ölçekte vatandaşların evlerinin oturma odalarında, daha büyük ölçekte ise tiyatrolarda denenmekteydi.

Örneğin Atina Tiyatrosu’nun 6. yüzyıldaki U planlı ve ahşap sıralarından oluşan oturma modeli Atina meclis binasının açık havadaki büyük ölçekli bir modeli idi. Atina’da MÖ 5. yüzyıl sonu MÖ 4. yüzyılın başına tarihlenen yeni meclis binası ise eskisinden daha küçük ve eskisinin hemen batısında beşyüz kadar meclis üyesi kapasitesine sahip olacak şekilde inşa edildi. Yeni meclisin kapasitesi aynı zamanda on seçim bölgesinden seçilen ellişer üye sayısı ile uyumluydu. Ama artık meclis binası tiyatrolarda olduğu gibi yarım daire şeklini almıştı. Anlaşılan o ki şehrin tiyatrosunda yarım daire modelinin uygulanması yeni inşa edilen meclis binasının da bu yeni modeli taklit etmesine neden olmuştu. Dairesel oturma düzeni hem konuşmacının izleyici ile hem de izleyicinin konuşmacı ile ses ve göz teması kurmasını kolaylaştırdı. Kısacası konuşmacı artık izleyiciyi karşısına almıyor, etrafında toplamış oluyordu.

Atina meclis binası Helenistik ve Roma dönemlerinde, oturma düzeni ve işlevleri ile Yunan kültür coğrafyasındaki kentlerin yönetim mekanizmasının ve meclis yapılarının öncüsü oldu. Kentin kurulduğu yerin topografyası, kentin boyutları, nüfusu, kentin planlama anlayışı ve meclis yapısı için ayrılan parselin boyutları doğal olarak meclisin oturma düzenini belirleyenkriterlerdi. Bu çerçevede dörtgen, kavisli ve dairesel oturma planına sahip meclis binaları inşa edildi.

Priene Kent Meclisi, canlandırma.

Helenistik döneme tarihlenen Priene meclis binası, U planlı oturma düzeni ile ilk kez Atina’daki eski meclis binasının oturma düzenini gösterir. MÖ 200 civarına tarihlendirilen Priene örneği 600- 700 oturma kapasitesine sahipti. Meclis hem kent meclisi üyelerine hem de kentin küçüklüğüne bağlı olarak Halk Meclisi üyelerine, Ekklesiastes, ev sahipliği yapabilecek kapasitesi nedeni ile Ekklesiasterion (Halk Meclisi) olarak da tanımlanmaktadır.

Dairesel oturma düzeni ve mimari özellikleri ile Miletos meclis binası MÖ 175-164 yıllarında inşa edilmişti. Doğal olarak Ocak Tanrıçası Hestia’ya, şehrin öne çıkan tanrısal kimliği Apollon’a ve halka adanmıştı. Meclisin genel plan şeması bir anıtsal giriş kapısı, Propylon, avlu ve asıl toplantı binasından oluşuyordu. Tapınak görünümlü anıtsal kapıdan, etrafı portikolarla çevrelenmiş ve ortasında “Kahramanlar Anıtı” bulunan avluya geçiliyordu. Avludan dört kapı ile toplantı salonuna giriliyordu. Bu tarihe ve bu yapıya kadar mütevazı çizgiler gösteren meclis binalarına ilk kez, belki Apollon’a
da adanmasının etkisiyle bir tapınak görüntüsü ve anlamı kazandırılmıştı. Miletos örneği bina için ayrılan parselin büyüklüğü, plan şeması ve mimarisi ile kendinden sonra inşa edilecek meclis binalarına örnek olmuştu. Taş oturma basamaklarına sahip toplantı salonu, bin 200 kapasiteliydi. Hem Kent Meclisi hem de arka sıralarda, ayakta izleyeceklerle birlikte Halk Meclisi toplantılarına ev sahipliği yapabilecek boyutlardaydı.

Helenistik dönemde Miletos’taki dairesel örneğin anıtsal bir başka yansıması Patara Meclis Binası’dır. İlk inşası MÖ 2. yüzyılın sonu ve 1. yüzyılın başına tarihlendirilen Patara örneği, Patara’nın aynı zamanda Helenistik ve Roma dönemlerinde Likya Birliği’nin merkezi olması nedeniyle, bu siyasal özelliği yansıtacak büyüklükte ve prestij anlayışıyla inşa edilmiştir. Dairesel oturma düzenli meclis binaları Teos, Troya, İasos, Nysa, Aizanoi, Afrodisias kentlerinde de karşımıza çıkmaktadır.

Priene’deki U planlı oturma düzenli meclis binası Assos, Sagalassos, Notion ve Smyrna’da da karşımıza çıkar. Parsel boyutunun küçüklüğü toplantı mekanında U planlı oturma düzeninin uygulanmasını zorunlu kılıyordu. Anadolu’dan çok uzaklarda Roma’da, İmparator Augustus zamanında bin senatörün bir araya geldiği Roma Senatosu da U planlı oturma düzenine sahipti. Roma’ya göre daha küçük ölçekli bir liman kenti olan Pompei’deki meclis binası da inşa edildiği parselin küçüklüğüne uygun olarak U planlı oturma düzenine sahipti. Her iki meclis binası da diğer kentlerde olduğu gibi kentteki agoranın/forumun bir parçası idiler.

Smyrna Kent Meclisi.

Smyrna’da aynı yerde üç kez inşa edilen meclis yapısından Helenistik dönem meclis binasında 500 kapasiteli U planlı oturma düzeni uygulandı. Buna karşın Erken ve Geç Roma döneminde parselin büyütülerek yapının oturum alanının genişlemesi ve bu duruma inşaat teknolojisinin gelişmesi de eklenince, önce 600 sonra 700 kapasiteli dairesel planlı oturma düzenine sahip üst üste iki yeni meclis binası inşa edildi.

MÖ 2. yüzyılın ortası ve sonunda inşa edilen Metropolis ve Aigai meclis binaları ise dörtgen ve dairesel plan arasında kalan kavisli oturma düzeni ile dikkat çekici örneklerdir. Aigai meclis binası Hestia dışında Zeus ve Halk’a adanmıştı. Bu haliyle meclis binalarının Tanrıça Hestia’nın yanı sıra birden fazla tanrıya adanabildiğini de anlıyoruz.

*İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Türk-İslam Arkeolojisi Bölümü Doç. Dr.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx