‘Hey 15’li 15’li, Tokat yolları taşlı

Evden, Tokat’a gitmek için çıkmadım. Yolumun üstündeydi ve ben yolumun üstünde olan yerleri gezmeye bayılırım. Artık tek bir yer için evimden çıkıp dönmek beni çok heyecanlandırmıyor. Ardı ardına birkaç şehri gezmek harika bir deneyim. Tokat’a yaklaşırken oralı ne kadar arkadaşım varsa hepsini arayıp nereye gideyim diye soruyorum. Hepsi şehir merkezindeki yerleri söylüyor ama ben ısrarla doğaya doğru sürüyorum otomobilimi… İlk durağım Kaz Gölü. Amasya’dan Tokat’a geçiyorum ve hangi noktada yazıyorsam navigasyona Kaz Gölü diye, öyle yollara sokuyor ki beni! Yol mu dedim? Yol yok ki. Önce bildiğin toprak yollar. Sonra o da bitiyor. Bildiğiniz çimenlerin üzerinde sürüyorum. “İnşallah bu yol bir yere çıkar” derken çat diye boylu boyunca kazılmış bir kanal kesiyor önümü. Karşıya geçme ihtimalim sıfır. Navigasyondan bakıyorum, Kaz Gölü çok yakın. Hadi bakalım, yine yürüyeceğim. Çok da uzun olmayan bir yürüyüş sonrası, onlarca otomobilin asfalt yoldan gelip ziyaret merkezinin otoparkına normal normal park ettiği noktaya varıyorum. Evren benimle eğleniyor!

Göl yazın yer yer kuruyor

Kaz Gölü oldukça fotojenik bir alan. Göl yer yer kurumuş ve üstüne kurulmuş iskeleler artık sazlıkların içinde kalmış. Kuş gözlem kuleleri ortamı daha da fotojenik yapıyor. Gölün sulak kısımlarında rengârenk balıkları ve oyuncu kaplumbağaları izleyebiliyorsunuz. İnsan fotoğraf çekerken kendini kaybedebiliyor. Bir sonraki durağım Ballıca Mağarası. Geldiğim o tüm tozlu yolları geri dönüyorum. Mağaraya yaklaşmışken Tokat’ın sırık domatesleri aklıma düşüyor ve karşıma çıkan köylere sora sora bir sera buluyorum. Sera toplanmış, aslında tam da aradığımı bulamıyorum ama o harika insanları tanıyorum. Birlikte salatalık, biber topluyoruz. Asla paranız geçmiyor. Öyle güzel insanlar yaşıyor bu memlekette. Elim kolum sebze dolu dönüyorum otomobilime. Asıl hedefe doğru ilerliyorum. Bu sefer mağaranın giriş kapısını bulabiliyorum. Kafamıza kapıda verilen baretleri giyiyoruz. Dışarısı çok sıcak olduğu için hiç aklımıza gelmiyor ama içeride donuyoruz. Üzerinize bir şeyler giyin.

Kuş gözlem kuleleri Kaz Gölü’nü daha da fotojenik yapıyor. Gölün sulak kısımlarında rengarenk balıkları ve oyuncu kaplumbağaları izleyebiliyorsunuz.

Yaklaşık 3.4 milyon yaşında olan mağarada havuzlu salon, büyük damlataşlar salonu gibi toplam 9 tane ayrı bölüm var. Galeri galeri; sanki mağara içinde mağara. Tokat’a gidip Ballıca Mağarası’na uğramayan Tokat’ı eksik gezmiş olur. İçerisi aydınlatılmış ve yürüyüş yolları yapılmış olmasına rağmen çok fazla merdiven inip çıkacağınızı unutmayın ve klostrofobisi (kapalı alanda kalma korkusu) olanlara uygun olmadığını önemle belirtmek isterim. Sonuç olarak Ballıca Mağarası’nı gezmemiz akşamı buluyor. Çıkışta nereye gideceğimizi bilmiyorum. Yolda Ocaklı Şelalesi tabelasını görünce hava kararmadan görelim diye kırıyorum direksiyonu. Şelale deyince aklım başımdan gidiyor çünkü. Kıvrıla kıvrıla muhteşem yollardan geçiyoruz ama güneşin hızına yetişemiyorum; hava kararıyor. Park edip koştururken arkamdan seslenenler oluyor ama aceleden bakmıyorum.

Sebastapolis Antik Kenti

Boşa bir koşu, ortalık kararıyor. Tesis kamp için uygun ama işletmecilerini bulmam gerek. Meğer ben koşarken seslenen kişiymiş işletmeci ve ben bakmayınca köye gitmiş. Telefonla ulaşıp öğrenmesi de pek kolay olmuyor, telefonlar zor çekiyor. En kötüsü, yiyeceğimiz yok. Mesaj atıyor, derdimi anlatıyorum ve durum anlaşılınca işletmeci Celalettin Bey ve arkadaşı Şahin Alağaç yemek getiriyorlar, birlikte çok güzel bir sofra hazırlıyoruz. Tanrı misafiri olmak ne güzel şey. Hele ki Tokat’ta…

Ballıca Mağarası aydınlatılmış ve yürüyüş yolları yapılmış. Yine de çok merdiven inip çıkacağınızı unutmayın.

Şahin Alağaç’ın ilginç bir işi var; Tokat’a özel ‘15’liler tespihleri’ yapıyor. Çanakkale Savaşları’nda Tokat’tan giden ve hicri takvimle 1315 yılında doğanlar için yakılan ‘Hey 15’li 15’li, Tokat yolları taşlı’ türküsündeki 15’lilerin anısına yaptığı tespihler çok ilgi çeki. Çanakkale’de şehit oldukları için o topraklardan zeytin çekirdekleriyle yapıyor tanelerini; bittiğinde de kınayla renklendiriyor, 15’lilerin kınalanıp şehit olmaya gittiği gibi. Püskülde 15 damla var; dökülen gözyaşlarını simgeliyor. İmamedeki semazen de Mevlana’nın “Tokat’a gitmek gerek” övgüsüne bir atıf.

Şelalenin ihtişamı

Zifiri karanlıkta çadırımıza çekildiğimizde tarihin acı dolu sayfalarında gezinmenin verdiği hüzünle uykuya dalıyorum. Karadeniz denilince Tokat pek akla gelmez ama bal gibi Karadeniz Bölgesi’ndeyiz. Sabah erkenden kalkıp doğru şelaleye koşuyoruz. Karanlıkta hayal meyal gördüğümüz şelale tüm ihtişamıyla karşımızda coşkuyla akıyor, onun sayesinde buradayız…

Şahin Alağaç tam bir tarih âşığı. Bize bir rota oluşturup Sulusaray’a gitmemizi öneriyor. Orada küçük ama çok güzel bir müze geziyoruz. Sebastapolis Antik Kenti binaların içinde kalmış. Sulusaray termal bölgesi ama vaktimiz olmadığı için sıcak sularına dalmıyor, köylere girip çıkıp Şahin Abi’nin önerdiği yerleri geziyoruz hızlıca. Sulusaray turunun en güzel durağı bir pideci cenneti olan Çamlıbel. Hamura Fısıldayan Adam tabelası bizi gülümsetince orada mola veriyoruz. Hayatımın en kocaman, en lezzetli, bir o kadar da ucuz pidesini yiyorum. Tokat merkez için birçok öneri olmasına rağmen, gezmeye hiç vaktimiz kalmıyor ve ‘bir dahaki sefere’ deyip yola devam ediyoruz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.