Eğitim Sırtınızdaki dünya: Joko, Topor ve bir dayanışma sahnesi Farkında olun ya da olmayın, taşıyorsunuz. Kimi size bile ait olmayan fikirleri kafanızda, dünyanın derdini ise bir alışveriş torbasında eve taşıyorsunuz. Belki de asıl mesele, bu yükü fark etmek ve… Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Siz bu dünyayı ne kadar sırtınızda taşıyorsunuz? Sabahları uyandığınızdaki sırt ağrılarınızın, hiç geçmeyen kulunçlarınızın nedeni bu olabilir mi? En son ne zaman kaygısızca ayaklarınızı uzatıp şöyle dertsiz tasasız beş dakika geçirdiniz? Her sabah kalktığınızda günlük sabah rutinlerinizden sonra neyi nereye, hangi yükü eve taşıyorsunuz? Farkında olun ya da olmayın, taşıyorsunuz. Kimi kalantorları sırtınızda, kimi size bile ait olmayan fikirleri kafanızda, dünyanın derdini ise bir alışveriş torbasında eve taşıyorsunuz. Peki, madem öyle ya da böyle taşıyorsunuz; bu durumda ne yapmak lazım? Herhalde becerebilirsek önce reddetmek, sonra yükü paylaşmak ve en önemlisi taşıdığımız şeyin bir “yük” olduğunun farkına varmak gerekiyor. Bir de o en güzel iş var: Yük taşıyan ama bunun farkında olmayanları uyandırmak. Onların yükü yok değil; ancak bu ağır ve haksız yüklerin karşısına konulabilecek en güzel şey, bir “karşı yük”, yani bir farkındalık eylemidir. Tam da bu noktada karşımıza Cihangir Atölye Sahnesi (CAS) ve onların sahnelediği, Roland Topor imzalı Joko’nun Doğum Günü çıkıyor. 20. yüzyıl Avrupa sanatının sınır tanımayan figürlerinden biri olan Roland Topor; yalnızca bir oyun yazarı değil, çizer, romancı ve görsel sanatçı kimliklerini bir arada taşıyan çok yönlü bir yaratıcıdır. Absürt mizah, grotesk estetik ve kara ironi onun üretiminin temelini oluşturur. II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın travmatik atmosferinde yetişen Topor’un politik tavrı, açık sloganlar üzerinden değil; otoriteyi gülünçleştirerek ve gündelik hayatın içindeki baskı mekanizmalarını görünür kılarak şekillenir. Özellikle bürokrasi, devlet şiddeti, toplumsal uyum baskısı ve bireyin kimlik erozyonu eserlerinde tekrar eden temalardır. Topor, çoğu zaman seyirciyi rahatsız eden bir mizah dili kurar; güldürürken aynı anda huzursuzluk yaratır. Bu yönüyle onun tiyatrosu, klasik absürdün varoluşsal boşluğundan ziyade, politik paranoyaya ve modern insanın sistem içinde nesneleşmesine odaklanır. Topor’un oyunlarında karakterler genellikle açıklanamaz kuralların hüküm sürdüğü kapalı dünyalarda sıkışır. Masanın Altında veya Kiracı gibi metinlerinde birey, anlamını kavrayamadığı bir düzenin içinde giderek fiziksel bir deformasyona uğrar. Örneğin Masanın Altında ’da masanın altını kiralayan mülteci figürü ve ona masasının altını kiraya veren insan, toplumsal sorunların ve politik hiyerarşilerin grotesk bir metaforudur. Topor burada totaliterliği, ayrımcılığı ve göçmen politikalarını açık bir siyasi rejim olarak değil, gündelik hayatın mikro baskıları içinde işler. Seyirci, güldüğü sahnelerin aslında birer “uyum zorunluluğu” olduğunu fark ettiğinde, rahatsız edici bir farkındalıkla baş başa kalır. Sahnelenen Joko’nun Doğum Günü ise bireyin sistem içinde nasıl gönüllü bir taşıyıcıya dönüştüğünü alegorik bir sertlikle anlatır. Hikâyede Joko, giderek ağırlaşan bir yükü taşımaya razı olur ve bu yük fiziksel olduğu kadar ideolojiktir; karakter gönüllü şekilde baskının hem nesnesi hem faili hâline gelir. Metnin sahne uyarlamalarında bedenin deformasyonu ve tekrar eden eylemler, modern çalışma düzeni ve itaat kültürüne yönelik güçlü bir eleştiri üretir. Topor’un politik tavrı burada açıkça hissedilir: İktidar yalnızca dışsal bir güç değildir, bireyin kabullenmesiyle var olur. Yazar, seyirciyi pasif tanıklık konumundan çıkararak şu soruyu sorar: İnsan ne zaman kurban olmaktan vazgeçip sistemin parçasına dönüşür? Bugün Cihangir Atölye Sahnesi’nin yorumu, Topor’un metninin güncelliğini beden ve mekân ilişkisi üzerinden yeniden görünür kılıyor. Sahneleme, metnin absürt yapısını sadece estetik bir tercih olarak değil, çağdaş bireyin tükenmişlik hâlinin